Düşük riskli prostat kanserinde ameliyat yerine aktif izlem uygulanabiliyor

İSTANBUL (AA) – Medicana Kadıköy Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ali Erol, prostat kanseri tanısı alan her hastada cerrahi müdahalenin zorunlu olmadığını, düşük riskli vakalarda aktif izlem yönteminin uygulanabileceğini bildirdi.

Hastaneden yapılan açıklamaya göre, erkeklerde sık görülen prostat kanseri her hastada aynı şekilde ilerlemiyor. Bazı tümörler uzun yıllar yavaş seyredebilirken, bazıları daha hızlı ilerleyebiliyor.

Tümörün özellikleri, hastalığın yayılma riski, PSA düzeyi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu tedavi kararında belirleyici oluyor. Bu nedenle prostat kanseri tanısı konulan her hastanın doğrudan ameliyata yönlendirilmesi gerekmiyor.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Üroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Ali Erol, tedavi kararının hastalığın özelliklerine göre verilmesi gerektiğini belirtti.

Erol, prostat kanserinin tek tip bir hastalık olmadığını aktararak, "Tümörün derecesi, PSA düzeyi, biyopsi ve görüntüleme sonuçları, hastalığın yayılma riskiyle birlikte değerlendirilir. Hastanın yaşı ve genel sağlık durumu da bu kararda önem taşır. Bu nedenle prostat kanseri tanısı alan her hastada ameliyat zorunlu değildir." ifadelerini kullandı.

Bazı prostat kanserlerinin yavaş ilerlediğini belirten Erol, düşük riskli hastalarda aktif izlemin değerlendirilebileceğini anlattı.

Erol, bu yaklaşımda hastalığın göz ardı edilmediğini, PSA ölçümleri, doktor kontrolleri, gerektiğinde görüntüleme ve biyopsi gibi yöntemlerle hastalığın seyrinin takip edildiğini belirterek şunları kaydetti:

"Aktif izlem her hasta için uygun değildir. Aktif izlem, hastalığın önemsenmemesi veya tedavinin tamamen bırakılması anlamına gelmez. Düşük riskli hastalarda gereksiz tedavilerden kaçınmak ve hastalığın seyrini yakından takip etmek amacıyla uygulanır. İzlem sırasında hastalığın özelliklerinde değişiklik görülürse tedavi seçenekleri yeniden değerlendirilir."

Prostat kanserinde cerrahi ve radyoterapi gibi farklı tedavi seçeneklerinin bulunduğu bilgisini veren Erol, hangi yaklaşımın tercih edileceğinin kanserin prostatla sınırlı olup olmadığı, tümörün özellikleri ve hastanın genel sağlık durumuna göre değiştiğini aktardı.

Erol, PSA testinin de bu değerlendirmede önemli bir yere sahip olduğunu kaydederek, "PSA yüksekliği tek başına kanser anlamına gelmiyor. İyi huylu prostat büyümesi ve prostat iltihabı gibi durumlar da PSA değerini yükseltebiliyor. Benzer şekilde, normal PSA değeri de prostat kanserini her zaman tamamen dışlamıyor. PSA sonucuna bakılarak tek başına ameliyat ya da başka bir tedavi kararı verilmez. Muayene, PSA takibi, görüntüleme ve biyopsi sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor." değerlendirmesinde bulundu.

– Aile öyküsü riski artırabiliyor

Prof. Dr. Erol, prostat kanserinde aile öyküsünün de risk değerlendirmesinde önem taşıdığını vurgulayarak, özellikle baba veya kardeş gibi birinci derece yakınlarında prostat kanseri bulunan erkeklerin kontroller konusunda hekim değerlendirmesine daha erken başvurması gerektiğini belirtti.

Hastalığın erken dönemlerinde herhangi bir belirti görülmeyebileceğini ifade eden Erol, "İdrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma veya gece tuvalete kalkma gibi şikayetler ise her zaman kansere işaret etmiyor. Bu belirtiler iyi huylu prostat büyümesi gibi farklı nedenlerle de ortaya çıkabiliyor." bilgisini paylaştı.

Erol, prostat kanserinde hastanın yaşı kadar genel sağlık durumu ve hastalığın özelliklerinin de tedavi kararını etkilediğini aktararak, tedavilerin olası yan etkilerinin de değerlendirilerek hastaya uygun yaklaşım belirlendiğini ifade etti.

Erol, "Bazı hastalarda aktif izlem yeterli olabilirken, bazı hastalarda cerrahi veya radyoterapi gibi tedaviler gündeme gelebilir. Daha ileri hastalıklarda ise farklı tedavi seçenekleri değerlendirilebilir. Burada önemli olan, prostat kanseri tanısı alan her hastaya aynı tedavinin uygulanmamasıdır." ifadelerini kullandı.

İlginizi Çekebilir

Türkiye Alzheimer Derneği ve Abdi İbrahim Otsuka’dan Dünya Alzheimer Günü’nde “farkındalık” vurgusu

- Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Şahinöz: - "Alzheimer'da beyinde biriken 'amiloid' adlı maddeyi temizleyen ilaçlar hastalığın ilerlemesini yavaşlatmış ve dünya genelinde kullanılmaya başlanmıştır" - Abdi İbrahim Otsuka Genel Müdürü Zeynep Alptekin Basa: - "Belirtiler bazen kişinin karakterinin değiştiği ya da bilinçli olarak böyle davrandığı şeklinde yorumlanabiliyor. 'Bir Sebebi Varmış, Artık Biliyorum' kampanyasıyla tam da bu bakış açısında bir değişim yaratmayı amaçlıyoruz"

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir