İSTANBUL (AA) – ÖMER FARUK MADANOĞLU – Sosyolog ve Uzman Aile Danışmanı Reyyan Ağartmış, sosyal yardımın yalnızca ekonomik ihtiyaçlar üzerinden değerlendirilmesinin eksik bir yaklaşım olduğunu belirterek, bireyin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarının da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Sosyal yardım anlayışının yalnızca ekonomik destekle sınırlandırılmasının bireyin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını ifade eden Ağartmış, AA muhabirine, sosyal yardımların nasıl olması ve yardıma muhtaç bireylere yaklaşım konusunda açıklamalarda bulundu.
Ağartmış, sosyal yardıma muhtaçlık kavramının toplumda yeterince derinlikli tartışılmadığını dile getirerek, yardım meselesinin yalnızca ekonomik ihtiyaçlar üzerinden ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu vurguladı.
Toplumda sosyal yardımdan söz edildiğinde insanların aklına ilk olarak ekonomik ihtiyaçların geldiğini ifade eden Ağartmış, "Bir bireyin karnını doyurmak, barınma ihtiyacını karşılamak gibi temel meseleleri düşünüyoruz. Bunlar çözüldüğünde sanki bütün sorun çözülecekmiş gibi bir yaklaşım ortaya çıkıyor. Ama mesele bu kadar basit değil. Bireyi var eden şey sadece ekonomik ihtiyaçları değil." ifadelerini kullandı.
Ağartmış, bireyin aynı zamanda bir sosyal çevrenin içerisinde var olduğunu ve ekonomik ihtiyaçların dışında da çok sayıda temel ihtiyacın bulunduğunu söyleyerek, insanın ait olma hissine, değer görmeye, toplum içinde bir statüye sahip olmaya, güvenli ilişkiler kurmaya ve sosyal ilişkiler geliştirmeye ihtiyacı olduğunu anlattı.
Bu nedenle yardım meselesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Ağartmış, sadece ekonomik desteğin bireyin hayatındaki döngüyü kırmaya yetmediğini ifade etti.
Ağartmış, bazı yardım yapanların işin sadece ekonomik kısmını görüp psikolojik ve sosyal yanını görmemesinin büyük bir yanlış olduğunu vurgulayarak, "Ben bu bireyin karnını doyurdum, barınma ihtiyacını karşıladım, artık her şey çözüldü diye düşünüyorsunuz. Ama bireyin devasa bir ihtiyaç alanı var. Sağlıklı bir sosyal çevrede yaşayamıyor olabilir, arkadaş ilişkilerinden mahrum olabilir, toplumda dışlanmış hissediyor olabilir. Siz bunların hiçbirine dokunmuyorsunuz." diye konuştu.
Yardım alan bireylerin aynı döngü içerisinde kalmasının nedenlerinden birinin de bu eksik yaklaşım olduğunu belirten Ağartmış, sosyal yardım alan birisinin bütüncül olarak desteklenmesi halinde muhtaçlık döngüsünden çıkabileceğini bildirdi.
– "Birisine iyilik yaptığınızda siz de ruhsal olarak iyi hissediyorsunuz"
Ağartmış, insanların en temel ihtiyaçlarından birinin hayatı üzerinde kontrol hissine sahip olmak olduğuna değinerek, sürekli dışarıdan yardıma bağımlı hale gelmenin bireyde ciddi bir çaresizlik duygusu oluşturduğunu söyledi.
Bu durumun öğrenilmiş çaresizlik duygusunu beslediğini ifade eden Ağartmış, şöyle devam etti:
"Bir insanın kendi hayatını kontrol edebildiğini hissetmesi çok temel bir ihtiyaç. Şimdi siz sürekli dışarıdan desteğe ihtiyaç duyduğunuzu düşünün. ‘Ben ancak birileri bana yardım ederse hayatımı sürdürebiliyorum’ hissiyle yaşadığınızı düşünün. Bu zamanla bir döngüye dönüşüyor. İnsan bir noktadan sonra ‘Onlar gelmezse ben hiçbir şey yapamam, zaten şimdiye kadar başaramadım, bundan sonra da başaramam.’ hissine kapılıyor. Öğrenilmiş çaresizlik dediğimiz şey biraz da böyle ortaya çıkıyor." diye konuştu.
Sivil toplum alanında çalışan uzmanların da bu meseleyi kendi aralarında sıkça tartıştığını dile getiren Ağartmış, yardım ilişkisinin “veren” ve “alan” üzerinden kurulmasının ciddi bir hiyerarşi oluşturduğunu söyledi.
Ağartmış, bu tür bir yaklaşımın yardımın gerçek amacından uzaklaşmasına neden olduğu bilgisini vererek, “Böyle bir yerde siz bir insanın hayatını dönüştürmeyi değil, daha çok kendi üstünlük hissinizi beslemeyi merkeze koymuş oluyorsunuz. Maalesef çoğumuz farkında olmadan bu döngünün içine giriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bireyin sadece “karnı doyurulması gereken” bir varlık olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Ağartmış, insanın bir birey olduğunu unutmadan hayatının dönüşmeye ihtiyacı olduğu uyarısında bulundu.
Ağartmış, yardımın temel amacının bireyin hayatında gerçek bir dönüşüm oluşturmak olması gerektiğini söyleyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aslında yardımın mantığı, dokunduğunuz insanın hayatında gerçekten dönüşüm sağlayabilecek bir destek sunmaktır. Eğer sadece kendinizi iyi hissetmek için hareket ediyorsanız, orada yoksulluğu sürdüren bir sistemin parçası haline de gelebiliyorsunuz. Birisine iyilik yaptığınızda siz de ruhsal olarak iyi hissediyorsunuz. Bu çok insani bir şey. Ama bunu sadece kendi tatmin aracınıza dönüştürmek yerine, karşı tarafın hayatını gerçekten bütüncül olarak görebilmek önemli.”
– "Zekat benzeri bir sistem kurulmalı"
İslam medeniyetindeki zekat anlayışına da değinen Ağartmış, geçmişte yardım anlayışının bireyin hayatını dönüştürmeye yönelik olduğunu ifade etti.
Ağartmış, zekat sistemi gibi bir sistemin bugünün dünyasında kurulmasının elzem olduğuna dikkati çekerek, “Zekat dediğimiz olgu aslında insanın hayatını dönüştürecek bir katkıdır. Sadece küçük küçük dağıtılan bir yardım değil, insanı bulunduğu yerden başka bir noktaya taşıma amacı vardır.” dedi.
Sosyal yardım alan bireylerin zaman zaman üretimden uzaklaştığına dair örneklerin bulunduğunu ancak bunun da sistemle ilişkili olduğunu dile getiren Ağartmış, sosyal yardım bireyi tamamen çaresiz hissettiriyorsa ve hayatını dönüştürecek başka bir imkan sunmuyorsa kişinin yardımlara muhtaç hale geldiğini aktardı.
Ağartmış, yardım alan bireylerin yaşam standartlarındaki küçük değişimlerin bazen toplum tarafından yanlış yorumlandığını ifade ederek, “Yardım alan bir insan denize gitti diye ya da biraz daha iyi giyinmeye başladı diye yardımı kesmek gerektiğini düşünmek aslında yardım eden kişinin zihin dünyasıyla ilgili. Yardım alan kişi hep aynı yerde kalsın, ben de yardım eden kişi olarak kendimi iyi hissetmeye devam edeyim yaklaşımı ortaya çıkıyor.” diye konuştu.
Yoksulluk ve ihtiyaç döngüsünün yalnızca bireysel sebeplerle açıklanamayacağını vurgulayan Ağartmış, sistemsel sorunların da göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Ağartmış, günümüzde ekonomik politikaların, güvencesizliğin, işsizliğin ve sosyal ilişkilerin zayıflamasının bu döngüyü beslediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Yoğun çalışma hayatı, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin zayıflaması, güvencesizlik, işsizlik gibi birçok faktör aslında yoksulluk döngüsünü besliyor. Bugün sanki birey psikolojik olarak güçlenirse her şeyi çözebilirmiş gibi bir anlayış var ama böyle bir dünya yok. Biz bir bütünüz. Ekonomik politikalar, sosyal ilişkiler, çalışma koşulları, bireyin psikolojisi, hepsi birbirini etkiliyor. Dolayısıyla hem bireyin çabası hem de sistemsel dönüşüm aynı anda düşünülmeli."







