EFENEWS – Dünya, ABD-İsrail-İran arasındaki çatışma neticesinde, petrol fiyatları ile birlikte sanayi ve ekonomiyi de yerinden oynatan bir kriz ile karşı karşıya kaldı.
Jeopolitik gerçeklikte bu dar boğaz, deniz yolu ile taşınan dünya petrolünün nakliyatının tek başına %20’sini ithalatçı ülkelere ulaştırmaktadır. ABD Enerji Enformasyon İdaresi (EIA) verilerine göre, 2025 yılında Hürmüz Boğazı’ndan 20 milyon varil petrol ve türevleri taşındı. BBC verilerine göre, Hürmüz Boğazı Ortadoğu’dan yapılmakta olan gübre ihracatının da ana taşıma yoludur. Dünya gübre ticaretinin üçte birinde bu yol kullanılıyor.
Ters yönde yapılan deniz nakliyatında ise boğazdan Ortadoğu’ya ilaç, lojistik malzemeler ve teknolojik ürünler taşınıyor.
Dünya petrol ekonomisinin adeta şah damarı olan bu bölge, 13 Haziran 2025’te İsrail, İran nükleer tesislerine saldırdı. Bu saldırıdan sonra İran’ın da 3 gün içinde karşılık vermesi ve doğal olarak işin içine ABD’nin de girmesiyle değişik bir boyut alarak, savaş ve risk sahasını genişletti. Bu boğazın kılcal damarlarına yapılan her müdahale, petrol fiyatları ile birlikte gemi navlun fiyatlarını, sigorta fiyatlarını ve taşıyıcı tanker bulma riskini de sürekli artırıyor. Günde tahmini 3000 geminin geçtiği belirtilen (BBC NEWS) boğazda yaratılan her riskin boyutlarının yüksek olması çok hayatidir. Füze ve drone saldırıları nedeniyle gemi ve tankerler bu riski göze alamıyor. Bu durum ise boğazdan dünyaya ve Ortadoğu’ya taşınan başta petrol ve LNG olmak üzere tüm emtia fiyatlarını yukarıya çekiyor.
Hürmüz Boğazı, Çin ve Asya ülkeleri için de hayati önem taşıyor. İran’ın ürettiği petrolün %90’ını Çin’e sattığı biliniyor. Çin aldığı ham petrolü işleyip hem kendi iç tüketiminde kullanarak hem de satarak büyük bir gelir elde ediyordu.
Çin ve Uzakdoğu ülkeleri de bu krizden doğal olarak etkilenirken; üretmiş oldukları ihraç ürünleri ve batılı ülkelerin sipariş ettiği ürünler de haliyle maliyet artışı ile karşı karşıya kalmış oluyor. Brent petrol ve akaryakıt fiyatlarındaki artan yükselişe, batılı ekonomilerden gelişmekte olan ülke pazarlarına kadar yeni bir küresel enflasyon etkisini de beraberinde getiriyor.
Ülkemizde de bu risk yükselişlerinin sonuçlarını görüyoruz. Lojistik taşımacılık, yurt içi nakliyat ve navlun fiyatları doğrudan yükselerek, tarladan veya fabrikadan raflara tüm tüketim ürünlerinde bir baskı oluşturuyor. Bu da yıllık enflasyon hedefinde şaşmalara yol açabiliyor. Son olarak T.C. Merkez Bankası da buna bağlı yıllık enflasyon düzeltmesi yapmıştır. Merkez Bankası yılın üçüncü enflasyon tahminini %26’dan, %28’e yükseltti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise hükümetin orta vadeli ekonomi programında bu tahmini %28,5 olarak açıkladı. Brent petroldeki her fiyat artışı (şu an 95-97 dolar seviyesinde) yıllık bazda bütçe açıklarını da artırıp dış ticaret ve cari denge hedeflerinde sapma tehlikesi taşıyor. Bu risk sadece bizim değil, tüm dünya ülkelerinin karşı karşıya kaldığı bir risktir.
Netice itibari ile; Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin tırmanması demek, doğrudan veya dolaylı olarak ülke ekonomilerine çok katmanlı bir baskı anlamına geliyor. Mikro ve makro ekonomik dengelerin normal seyrinde gitmesi için, Trump’ın her gün değişen açıklamalar yapmak yerine, inanılır ve güvenilir şekle koyup, istikrar sağlaması gerekiyor.
Uzaktan bakıldığında Hürmüz Boğazı’nın bu zamana kadar, bu derece gündem olmaması nedeniyle sadece bir su yolundan ibaret gibi görülmesi, artık bakış açılarını değiştirip, jeopolitik gerçeklikte bu dar boğazın, aslında dünya ekonomisinin hayat damarlarından birisi olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.
Ali BOZKUŞ
EfeNews Görünür Haberlerin Adresi